Günlük dilde rehber, kılavuz, yol gösterici, başka kişilerin amaçlarına en kısa yoldan, sağlıklı bir biçimde ulaşmaları için yol gösteren, gidilecek yeri, yerin özelliklerini ve yolları, güzergahları ve özelliklerini bilen, gidilecek yer ve yolları hakkında geniş ve doğru bilgilere sahip olan, kendisine gereksinmesi olanlara açıklamalarda ve tanıtımlarda bulunan, yol gösterme, açıklama ve tanıtma yöntem ve tekniklerini iyi bilen kişiye denir. Rehberler, çalışma alanlarında uzman kişilerdir.
Bu genel tanımına bakarak rehberin işlevinin, gereksinmesi olan kişilere yardım etmek olduğu açıkça ortadadır. Öyleyse rehberi, “kendisine gereksinmesi olan kişilere yardım eden kişidir.” diye kısaca tanımlayabiliriz. Rehberin tanımı bu biçimde kabul edildiğinde rehberlik de “gereksinmesi olan kişilere kılavuzluk etme, yol gösterme, onların amaçlarına, hedeflerine sağlıklı olarak ulaşabilmeleri için yardım etme işi” olarak tanımlanabilir. Dolayısıyla, “Rehberin işi, gereksinmesi olanlara rehberlik etmektir.” yargısı ortaya çıkar.
Örnek olarak bir turizm rehberini ele alalım. Turizm rehberi, rehberlik yaptığı bölgedeki turistik denilebilecek her yeri, gidilecek yolları ve nasıl gidileceğini tüm özellikleriyle bilir. Ancak yalnızca gidilecek yerin ve yollarının özelliklerini bildiği gibi o yerin özelliklerine göre, o yere gidebilecek insanların ne olması gerektiğini de bilir, bilmelidir.
Van kentimize kadınlı erkekli, genç, yaşlı ve çocuklardan oluşan 30 kişilik bir turist grubu geldiğini ve Ağrı Dağı’nın zirvesine çıkmak istediklerini varsayalım. Grubun amacı nedir? Tatillerini iyi biçimde değerlendirmek, yeni yöreler tanımak. Hedefi nedir? Ağrı Dağı’nın zirvesine çıkmak. Tanımadıkları bu yörede, amaçlarını gerçekleştirmek ve hedeflerine ulaşmak için ne yapmaları gerekiyor? Tabii ki kendilerine, yöreyi, yolları, güzergahları, konaklama yerlerini, yollardaki olumsuzlukları, tehlikeleri çok iyi bilen bir rehber gerekiyor. Bir turizm bürosuna giderek rehberi buluyorlar. Rehber, turist grubuna gidilecek yolların ve zirvenin özelliklerini, yolculuk süresince oluşabilecek olumsuzlukları, tehlikeleri, alınacak önlemleri, çıkışın kaç gün süreceğini, nasıl inileceğini, ne gibi araç ve gereçlere gereksinmeleri olduğunu, belli bir yere kadar minibüsle daha sonrada yaya olarak yola devam edileceğini açıklıyor. Fakat, gruba baktığında 70 yaşlarında ihtiyarların ve 8-10 yaşlarında birkaç çocuğun bulunduğunu görünce, yaşlıların ve çocukların bu yolculuğa dayanamayacaklarını, bu nedenle gelmemeleri gerektiğini söylüyor. Ayrıca grup içerisinde kalp,akciğer, astım vb hastaların bulunup bulunmadığını soruyor. Varsa onların da gelmemelerini istiyor ve sorumluluk alamayacağını söylüyor. Hatta, işi daha da ileri götürerek, sorumluluk almamak için, hastalarından “bu yolculuğa, tırmanışa uygundur” diye birer doktor raporu istiyor. Böylece rehberlik edeceği kimseleri tanıma yoluna gidiyor, onları riske sokmaktan çekiniyor. Sağlık testinden geçen turistlerden uygun görülen 18 kişi ile tırmanışa çıkılacağı belli oluyor. Ve yolculuk için gereken yiyecek, su, ilaç, harita, pusula, diğer araç gereçler hazırlanıyor ve belirlenen en uygun zamanda yolculuğa çıkılıyor.
Bu örnekte rehberin yaptığı iş nedir? 18 kişilik bir turist grubuna dağa tırmanmak, amaçlarını gerçekleştirmeleri, hedeflerine ulaşabilmeleri için işi yolu yordamı bilen bir kişi olarak yardım etmektir.
Şimdi de şöyle düşünelim: Söz konusu turist grubu, rehbere, yardıma gereksinmeleri olmadığın, ellerinde harita olduğunu, haritadan yararlanarak dağın zirvesine ulaşabileceklerini söylüyorlar. Kimseye zorla rehberlik yapılmaz. Yardım gereksinmesi olana ve yardım isteyene, yardımı kabul edene yapılır. Ve, 30 kişilik turist grubu, rehber almadan kendi doğru bildiklerine, sandıklarına göre, kendi akıllarına göre çoluk çocuk, genç yaşlı, kadın erkek zirveye doğru yolculuğa başlıyorlar. Fakat yolların özelliklerini, güzergahları bilmedikleri için yanlış patikalara sapıyorlar, orman içlerinde nereye gittiklerini bilemeden günlerce yürüyorlar. Bu arada, çocuklar ve yaşlılar, bu yolculuğa dayanamıyor, mızmızlanmaya başlıyorlar, grup liderine bağırıp çağırıyorlar, biri kalp hastası, diğeri astım olan iki turist krizler geçiriyor ve bu durumda ne yapacaklarını şaşırıyorlar. Çok kötü durumdalar. Herkes birbirini eleştirmeye başlıyor, yaşlıları ve çocukları, hastaları yanlarına aldıklarından, ve daha çok da bir rehber almadıklarından dolayı çok pişman oluyorlar, dönüşe karar veriyorlar. Hastaların kurtarılması için, önden iki kişiyi en yakın yerleşim birimine doktor bulmaya gönderiyorlar. Kısacası, gezileri zehir oluyor; amaçlarını gerçekleştiremiyor, hedeflerine ulaşamıyorlar.
Soru : Turist grubu neden bu duruma düştü?
Yanıt : Çevreyi, yolları, yolların özelliklerini bilmedikleri, tanımadıkları için. Yalnızca bu kadar mı? Kendilerine ellerindeki haritaya ve eski bildiklerine güvendikleri için.
Soru : Neden pişman oldular?
Yanıt: Tanımadıkları, bilmedikleri bir yerde, konuda, kendi kafalarına göre takıldıkları, rehber almadıkları, bilen birilerine danışmadıkları için.
Atasözü ne diyor? “Danışan dağlar aşmış, danışmayan şaşmış, kalmış.”
Bu öykücükten (anekdottan) rehberin, rehberliğin ve danışmanın, bilgilenmenin amaçlara ulaşmada ne denli önemli olduğunu anlamış oluyoruz.
Kaynak: www.turkpdr.com
www.turkpdr.com Sitemizde daha fazlasını bulabilirsiniz..
9 Eylül 2011 Cuma
Narcissos ve Narsizm
'Narsizm veya özseverlik’, kişinin kendisine tapması, kabaca tabirle kişinin kendisine aşık olması olarak tanımlanan bir terimdir. Psikolojide ilk bu terimi kullanan Sigmund Freud’dur. Freud Narsizmi ‘Dış dünyadan soyutlanan libidonun (cinsel enerji) egoya (ben) yönlendirilmesi’ şeklinde açıklamıştır. Yani libidonun büyük bir depoda toplanır gibi egoda toplanması ve daha sonra nesnelere yönlendirilmesi; fakat kolaylıkla tekrar soyutlanarak egoya yönlenmesi durumudur.
Narsizim yaşamın sürdürülmesi için bir nebze gereklidir. İnsanların özgüveni olabilmesi için öncelikle kendileri ile barışık olmaları gerekir. Narsistlik bu aşamada insanlara yardımcı olan bir kavramdır. Herkes bazı dönemler bazı konularda başarısız olmuştur, bu başarısızlıkları aşabilmek için insanın kendini sevmesi kendini değerli görmesi gerekir. İnsan kendini sevmezse kendini değerli görmezse bu başarısızlıkları atlatamayarak tam bir travma yaşayıp sonucunda ise öz kıyıma uğrayabilmektedir.
Narsizist olanının sınırı iyi çizilmelidir. Önemli psikiyatrik rahatsızlıklardan olan nevroz, paranoya hatta psikozda narsizimin etkileri görülmektedir.
Narsizim farklı dönemlerde farklı şekillerde görülür. İlk bebeklik döneminde çocuk ben merkezcidir. Dikkatini yalnızca kendine odaklamıştır. Bu dönemde dış dünya ile iletişim kuramadığı için gerçek bir narsisizm durumu içindedir. Nesnelerin dış dünyaya ait olduğunu anlaması aylarca sürecektir. Dış dünyaya ilgi duymaz bebek için tek gerçek kendisidir. Onun için kendisi dışında bir dünya yoktur. Bu döneme “birincil narsisim” de denilmektedir.
Bebek büyüdükçe dış dünyadaki nesneleri fark etmeye başlayınca libidosunu o nesnelere yönlendirir. Bu dönem ne kadarda libidosunu kendisi dışında ki dünyaya yönlendirmişse de bir ölçüde narsis kalmaktadır. Bu durum da “ikincil narsisim” şeklinde tanımlanmaktadır.
Ergenlik döneminde de karşımıza bu durum çıkar. Ergenlik döneminde de benmerkezci dönem oluştuğundan dolayı bazen ergenlerde narsist düşünceler davranışlar görülebilir.
Narsizmin bir başka görülme şeklide Mısır Firavunları, Roma Sezarlarında görülmektedir. Kendileri ni tanrı yerine koyar şekilde her şeyi kendilerinin bildiği herkesin onun için var olduklarını düşünen kişiler içinde narsis diyebiliriz. Günümüzde dünyasında Saddam Hüseyin, Muammer Kaddafi, Hitler’i de narsis olduklarını söyle biliriz.
Günümüz toplumlarında Narsizm genel olarak iki şekilde görülebilir. İlk tanımını yaptığım şekilde her şeyin herkesin kaynağında merkezinde kendini görür, kendisini taparcasına sever, çevredeki kişilere önem vermez, her şeyin en doğrusunu kendisi bilir ve yapar, yanlışı olduğu zaman kabullenmez, olaylar karşısında duyarsız kalır, gibi. İkinci şekilde de olanlar daha zor anlaşılır. Her şeyin merkezinde kendisinin olduğunu göstermek ve en önde görünmek için başkalarının görüşlerine aşırı derecede önem verir, aşırı duyarlı bir davranışta bulunacağı zaman çevresindeki insanların görüşlerini soran fakat kendi bildiklerini yapan kişilerde de narsislik belirtileri var olduğunu söyleyebiliriz. Bunları yapmasının sebebi merkezde, vitrinde kendisini göstermek istemesinden kaynaklanmaktadır. Narsist kişilik özelliği gösterenlerin bireyleri sosyal çevremizde de kolay ayırt edebiliriz. Ben zamiri mutlaka cümlenin içinde geçer.
Narsist kişilik bozukluğu olan kişiler, başkalarının düşünce ya da isteklerine gereken ilgiyi gösteremeyen kişilerdir. Plan ve hedeflerine ulaşamadıklarında, gereken ilgiyi göremediklerinde aynı Narkissos gibi erirler, çökerler. Başkalarının hakkına saygı göstermeden ve gerçeklerle bağdaşmasa bile daima kendilerini haklı göstererek ve o hedefi, gerekli emeği vermeden bile hak etmiş sayarak en önde, en gözde ve tek olmak isterler. Empati kurmazlar. Sanki her şey sadece kendileri için vardır ve ne olursa olsun her şeyin kendi amaçlarına hizmet etmesi gerekir. Başkalarının fikir ve hareketleri kendi amaçlarına hizmet ediyorsa vardır, aksi halde bu fikir ve hareketler tahammül edilemez düşüncelerdir. Gerçekle bağdaşmayan, başkalarının zararına olup sadece kendi çıkarlarına uygun, kendi plan ve hedeflerine hitap eden maddi ve manevi kazanç sağlayabilecek plan ve hedeflerine ulaşamadıklarında öfkelerine hakim olamaz, saldırganlaşır, çöker, hatta ağır psikotik tablolara girerler.
Narsistik kişilik bozukluğu gösterenler bu rahatsızlık için psikolojik destek almazlar. Duygusal problemlere tahammül edemezler ve depresyon yaşadıklarından profesyonel yardıma başvururlar. Çoğunlukla gerçekler ile algıladıkları benlik arasında fark olduğunu gördüklerinde yada mükemmel olduklarına dair inançlarını sarsacak bir travma yaşadıklarında depresyona girerler.
Profesyonel yardıma başvurmak genelde bu kişiler için zor olur, yardıma ihtiyacı olduğu fikri onlar için aşağılayıcı bir durumdur. Çünkü mükemmel olduklarını ve bu düşünceden dolayı kimseye ihtiyaçları olmadığını düşünürler. Bu durumun böyle olmadığını görmek onlar için rahatsızlık verici bir durumdur. Ciddi bir kriz yaşıyorlarsa kendilerine olan güveni tekrardan kazanmak için terapiye başvurabilirler. Bu tür durumlarda gerçekliğe dayalı yorumları reddederler ve yeterince egoları tatmin edilmese terapiyi bırakabilirler. Bu durumlarda bireyin bir ölçüye kadar gururları okşanmasında tedavinin sağlanması için önemlidir.
Narsizm, Amerikan Psikiyatri Birliğinin çıkardığı DSM IV tanılamasına göre Psikiyatrik bir rahatsızlıktır, fakat yakında çıkarılması düşünülen DSM V tanılamasına göre psikiyatrik rahatsızlıklardan çıkarılması düşünülmektedir.
Yunan mitolojisinde Ovidipus 'un aktardığı ilginç bir hikaye:
Narcissos bir peri ile insanın kendini beğenmiş oğludur. Dağ perilerinden Ekho ona aşık olur, fakat aşkını ifade etmesine imkan yoktur. İşte böylesine umutsuz bir aşka tutulur.
Ekho hiçbir zaman kendi konuşamamakta; ancak, uzaktan, kendisi gözükmeden söylenenlerin son kelime veya hecesini tekrarlayabilmektedir.
Narkissos arkadaşlarını ararken, “biri var mı burada” diye sorunca, Ekho da “burada” diye cevap verir. Bunun üzerine Narkissos da “gel” diye yanıtlar. Zavallı Ekho, umut ve sevgi içinde “gel” diyerek ortaya çıkar; fakat kendini beğenmiş Narcissos her halde Ekho’yu beğenmemiş olacak ki, pek yüz vermez ve çekip gider…
Ekho kırgın, üzgün, umutsuz bir halde dağlardaki mağaralara sığınır ve şöyle der:
“Dilerim oda sevsin benim gibi ve sevdiğine kavuşamasın.”
Acılar Ekho 'yu yer bitirir, sonunda taşa dönüşür. Sadece sesi kalır. Ekho 'nun dileğinin gerçekleşmesi Narcissos için uzak görünmektedir. Çünkü kendini beğenmişin başka birini gerçekten sevmesi olanaksızdır. Ama tanrıların adaleti er geç yerini bulacaktır.
Bir gün Narcissos dağlarda dolaşırken ağaç ve yeşillikler içinde kaybolmuş bir pınara rastlar; eğilip su içmek istediğinde suda gördüğü hayali beğenip ona aşık olur
Narcissos bu sefer gerçekten sevmiştir, ellerini bu kusursuz, güzelliğe doğru uzatır ama dokunamaz. Tıpkı Ekho gibi, sevmiştir ama sevdiğini elde edemez. Zaten kıvılcım elden uzak olduğunda ateşe dönüşmüyor mu?
Sevdiğini elde edememenin ağırlığı altında sararıp solar ve ölür. Daha sonra periler Narcissos’un cesedinin yerinde bir çiçek bulurlar: Nergis. O günden bu yana nergis kendini beğenmişliğin sembolüdür.
Orman tanrıçaları; Narcissos'un kendi yansımasını gördüğü su pınarını gözyaşı kavanozuna dönüşmüş olarak bulurlar.
Tanrıçalar pınara neden ağladıklarını sorarlar.
-Narcissos için ağlıyorum, diye yanıtlamış göl.
-Ne var bunda şaşılacak, demiş bunun üzerine orman tanrıçaları. Bizler ormanlarda boşu boşuna onun peşinde dolaşır dururduk, ama onun güzelliğini yalnızca sen görebildin yakından.
-Narcissos yakışıklı bir genç miydi? diye sormuş göl.
-Bunu senden daha iyi kim bilebilir ki? diye karşılık vermiş iyice şaşıran tanrıçalar.
Her gün senin kıyılarına gelip sularına bakıyordu. Gol bir sure sessiz kalmış. Sonra şöyle konuşmuş:
-Narcissos için ağlıyorum, ama onun yakışıklı olduğunu hiç fark etmedim ben. Narcissos için ağlıyorum, çünkü sularıma eğildiği zaman, gözlerinin derinliklerinde kendi güzelliğimin yansımasını görebiliyordum.
Serdal GÜR
Psikolojik Danışman
Turkpdr.com
twitter.com/serdalgur
Narsizim yaşamın sürdürülmesi için bir nebze gereklidir. İnsanların özgüveni olabilmesi için öncelikle kendileri ile barışık olmaları gerekir. Narsistlik bu aşamada insanlara yardımcı olan bir kavramdır. Herkes bazı dönemler bazı konularda başarısız olmuştur, bu başarısızlıkları aşabilmek için insanın kendini sevmesi kendini değerli görmesi gerekir. İnsan kendini sevmezse kendini değerli görmezse bu başarısızlıkları atlatamayarak tam bir travma yaşayıp sonucunda ise öz kıyıma uğrayabilmektedir.
Narsizist olanının sınırı iyi çizilmelidir. Önemli psikiyatrik rahatsızlıklardan olan nevroz, paranoya hatta psikozda narsizimin etkileri görülmektedir.
Narsizim farklı dönemlerde farklı şekillerde görülür. İlk bebeklik döneminde çocuk ben merkezcidir. Dikkatini yalnızca kendine odaklamıştır. Bu dönemde dış dünya ile iletişim kuramadığı için gerçek bir narsisizm durumu içindedir. Nesnelerin dış dünyaya ait olduğunu anlaması aylarca sürecektir. Dış dünyaya ilgi duymaz bebek için tek gerçek kendisidir. Onun için kendisi dışında bir dünya yoktur. Bu döneme “birincil narsisim” de denilmektedir.
Bebek büyüdükçe dış dünyadaki nesneleri fark etmeye başlayınca libidosunu o nesnelere yönlendirir. Bu dönem ne kadarda libidosunu kendisi dışında ki dünyaya yönlendirmişse de bir ölçüde narsis kalmaktadır. Bu durum da “ikincil narsisim” şeklinde tanımlanmaktadır.
Ergenlik döneminde de karşımıza bu durum çıkar. Ergenlik döneminde de benmerkezci dönem oluştuğundan dolayı bazen ergenlerde narsist düşünceler davranışlar görülebilir.
Narsizmin bir başka görülme şeklide Mısır Firavunları, Roma Sezarlarında görülmektedir. Kendileri ni tanrı yerine koyar şekilde her şeyi kendilerinin bildiği herkesin onun için var olduklarını düşünen kişiler içinde narsis diyebiliriz. Günümüzde dünyasında Saddam Hüseyin, Muammer Kaddafi, Hitler’i de narsis olduklarını söyle biliriz.
Günümüz toplumlarında Narsizm genel olarak iki şekilde görülebilir. İlk tanımını yaptığım şekilde her şeyin herkesin kaynağında merkezinde kendini görür, kendisini taparcasına sever, çevredeki kişilere önem vermez, her şeyin en doğrusunu kendisi bilir ve yapar, yanlışı olduğu zaman kabullenmez, olaylar karşısında duyarsız kalır, gibi. İkinci şekilde de olanlar daha zor anlaşılır. Her şeyin merkezinde kendisinin olduğunu göstermek ve en önde görünmek için başkalarının görüşlerine aşırı derecede önem verir, aşırı duyarlı bir davranışta bulunacağı zaman çevresindeki insanların görüşlerini soran fakat kendi bildiklerini yapan kişilerde de narsislik belirtileri var olduğunu söyleyebiliriz. Bunları yapmasının sebebi merkezde, vitrinde kendisini göstermek istemesinden kaynaklanmaktadır. Narsist kişilik özelliği gösterenlerin bireyleri sosyal çevremizde de kolay ayırt edebiliriz. Ben zamiri mutlaka cümlenin içinde geçer.
Narsist kişilik bozukluğu olan kişiler, başkalarının düşünce ya da isteklerine gereken ilgiyi gösteremeyen kişilerdir. Plan ve hedeflerine ulaşamadıklarında, gereken ilgiyi göremediklerinde aynı Narkissos gibi erirler, çökerler. Başkalarının hakkına saygı göstermeden ve gerçeklerle bağdaşmasa bile daima kendilerini haklı göstererek ve o hedefi, gerekli emeği vermeden bile hak etmiş sayarak en önde, en gözde ve tek olmak isterler. Empati kurmazlar. Sanki her şey sadece kendileri için vardır ve ne olursa olsun her şeyin kendi amaçlarına hizmet etmesi gerekir. Başkalarının fikir ve hareketleri kendi amaçlarına hizmet ediyorsa vardır, aksi halde bu fikir ve hareketler tahammül edilemez düşüncelerdir. Gerçekle bağdaşmayan, başkalarının zararına olup sadece kendi çıkarlarına uygun, kendi plan ve hedeflerine hitap eden maddi ve manevi kazanç sağlayabilecek plan ve hedeflerine ulaşamadıklarında öfkelerine hakim olamaz, saldırganlaşır, çöker, hatta ağır psikotik tablolara girerler.
Narsistik kişilik bozukluğu gösterenler bu rahatsızlık için psikolojik destek almazlar. Duygusal problemlere tahammül edemezler ve depresyon yaşadıklarından profesyonel yardıma başvururlar. Çoğunlukla gerçekler ile algıladıkları benlik arasında fark olduğunu gördüklerinde yada mükemmel olduklarına dair inançlarını sarsacak bir travma yaşadıklarında depresyona girerler.
Profesyonel yardıma başvurmak genelde bu kişiler için zor olur, yardıma ihtiyacı olduğu fikri onlar için aşağılayıcı bir durumdur. Çünkü mükemmel olduklarını ve bu düşünceden dolayı kimseye ihtiyaçları olmadığını düşünürler. Bu durumun böyle olmadığını görmek onlar için rahatsızlık verici bir durumdur. Ciddi bir kriz yaşıyorlarsa kendilerine olan güveni tekrardan kazanmak için terapiye başvurabilirler. Bu tür durumlarda gerçekliğe dayalı yorumları reddederler ve yeterince egoları tatmin edilmese terapiyi bırakabilirler. Bu durumlarda bireyin bir ölçüye kadar gururları okşanmasında tedavinin sağlanması için önemlidir.
Narsizm, Amerikan Psikiyatri Birliğinin çıkardığı DSM IV tanılamasına göre Psikiyatrik bir rahatsızlıktır, fakat yakında çıkarılması düşünülen DSM V tanılamasına göre psikiyatrik rahatsızlıklardan çıkarılması düşünülmektedir.
Yunan mitolojisinde Ovidipus 'un aktardığı ilginç bir hikaye:
Narcissos bir peri ile insanın kendini beğenmiş oğludur. Dağ perilerinden Ekho ona aşık olur, fakat aşkını ifade etmesine imkan yoktur. İşte böylesine umutsuz bir aşka tutulur.
Ekho hiçbir zaman kendi konuşamamakta; ancak, uzaktan, kendisi gözükmeden söylenenlerin son kelime veya hecesini tekrarlayabilmektedir.
Narkissos arkadaşlarını ararken, “biri var mı burada” diye sorunca, Ekho da “burada” diye cevap verir. Bunun üzerine Narkissos da “gel” diye yanıtlar. Zavallı Ekho, umut ve sevgi içinde “gel” diyerek ortaya çıkar; fakat kendini beğenmiş Narcissos her halde Ekho’yu beğenmemiş olacak ki, pek yüz vermez ve çekip gider…
Ekho kırgın, üzgün, umutsuz bir halde dağlardaki mağaralara sığınır ve şöyle der:
“Dilerim oda sevsin benim gibi ve sevdiğine kavuşamasın.”
Acılar Ekho 'yu yer bitirir, sonunda taşa dönüşür. Sadece sesi kalır. Ekho 'nun dileğinin gerçekleşmesi Narcissos için uzak görünmektedir. Çünkü kendini beğenmişin başka birini gerçekten sevmesi olanaksızdır. Ama tanrıların adaleti er geç yerini bulacaktır.
Bir gün Narcissos dağlarda dolaşırken ağaç ve yeşillikler içinde kaybolmuş bir pınara rastlar; eğilip su içmek istediğinde suda gördüğü hayali beğenip ona aşık olur
Narcissos bu sefer gerçekten sevmiştir, ellerini bu kusursuz, güzelliğe doğru uzatır ama dokunamaz. Tıpkı Ekho gibi, sevmiştir ama sevdiğini elde edemez. Zaten kıvılcım elden uzak olduğunda ateşe dönüşmüyor mu?
Sevdiğini elde edememenin ağırlığı altında sararıp solar ve ölür. Daha sonra periler Narcissos’un cesedinin yerinde bir çiçek bulurlar: Nergis. O günden bu yana nergis kendini beğenmişliğin sembolüdür.
Orman tanrıçaları; Narcissos'un kendi yansımasını gördüğü su pınarını gözyaşı kavanozuna dönüşmüş olarak bulurlar.
Tanrıçalar pınara neden ağladıklarını sorarlar.
-Narcissos için ağlıyorum, diye yanıtlamış göl.
-Ne var bunda şaşılacak, demiş bunun üzerine orman tanrıçaları. Bizler ormanlarda boşu boşuna onun peşinde dolaşır dururduk, ama onun güzelliğini yalnızca sen görebildin yakından.
-Narcissos yakışıklı bir genç miydi? diye sormuş göl.
-Bunu senden daha iyi kim bilebilir ki? diye karşılık vermiş iyice şaşıran tanrıçalar.
Her gün senin kıyılarına gelip sularına bakıyordu. Gol bir sure sessiz kalmış. Sonra şöyle konuşmuş:
-Narcissos için ağlıyorum, ama onun yakışıklı olduğunu hiç fark etmedim ben. Narcissos için ağlıyorum, çünkü sularıma eğildiği zaman, gözlerinin derinliklerinde kendi güzelliğimin yansımasını görebiliyordum.
Serdal GÜR
Psikolojik Danışman
Turkpdr.com
twitter.com/serdalgur
Tercih Yaparken Dikkat!
YGS ve LYS geçti önemli bir karar aşamasındasınız, artık aldığınız puanı sorgulamasını yapmanın bir anlamı da faydası da yok. Şimdi önemli olan bundan sonra ne yapacaksınız.
Tercih yapmadan önce şunu düşünmeniz gerekir. Bundan 10 yıl sonra hayatım nasıl olmasını istiyorum?
Nerede yaşamayı istiyorum? “Büyükşehir de mi, orta halli bir şehirde mi, yoksa kırsal bir yerde mi.”
Yaşam koşullarım olanaklarım nasıl olmasını istiyorum?
Nasıl bir gelire sahip olmak istiyorum?
Nasıl bir yerde çalışmak istiyorum? “Büro gibi bir yerde mi, yoksa açık arazide mi vb.” gibi soruları kendinize yöneltin ve bunlara nasıl cevap vermek istersiniz? Şu anda içinde bulunduğunuz koşullar ile vermek istediğiniz cevaplara ulaşa bilir misiniz?
Ayrıca seçtiğiniz bölümü severek okuyacak mısınız? Okulu bitirdiğiniz zaman severek çalışabilecek misiniz?
Tercihlerinizi yaparken tüm bu soruları cevaplarını düşünürseniz daha sağlıklı bir tercih yapabilirsiniz.
Sizi hedefinize götürebilecek bir puan almışsanız zaten sorun yok. Tercih yaparken Rehber öğretmene bile ihtiyacınız yok, çünkü gereken puanı almışsınız yapmanız gereken kodlamasını doğru yapmak. Psikolojik Danışman ve Rehber öğretmenden sadece üniversiteler hakkında burslar hakkında bilgi almak için başvurabilirsiniz. Üniversiteye girdiğim zamanı düşünüyorum da dershanede sınıf rehber öğretmenim kendi kafasına göre bir şeyler doldurdu sözde benim fikrimi alıyordu fakat kendi kafasında olanları yazıyordu, ben de onu kırmadım karşı çıkmadım eve gidip kendi istediğim yerleri ve bölümleri yazdım sonuç olarak ne oldu ilk tercihime yerleştim. Dershanedeki öğretmenime kalsaydı bu bölüme hayatta giremezdim.
Eğer umduğunuz puanı alamamışsanız istediğiniz bir bölüme giremiyorsanız üzülmek yerine nerde hata yaptığınızı düşünün.
Peki istemediğiniz bir bölüme girdiğiniz zaman hayatınızda büyük olasılıkla mutsuz bir hayat sizin olacak. İşe gitmek istemeyeceksiniz, gittiğiniz zaman isteksiz bir şekilde çalışacaksınız, potansiyel veriminizi işe veremeyeceksiniz…
Bizim kültürümüzde aile komşu kısaca çevre çok önemlidir. Söyledikleri etkilidir. Sevgili kardeşlerim hayat sizin hayatınız onu siz yaşayacaksınız çevrenizdeki insanlar yaşamayacaklar. Çevrenin eleştirilerinde yargılamalarında kurtulmak üniversiteye gireyim de ne olursa olsun. İstemediğiniz bir bölümü sırf çevrenizin sizi yargılamasından kurtulmak için yazarsanız hayatınızı mahvedersiniz. Üniversite birinci sınıftayken tıp fakültesini kazanmış bir Sivaslı arkadaşım vardı. İstediği puanı alamamış istediği bölüm ODTÜ İngilizce İşletme yada Fizik buraya girebilecek puanı alamayınca ailesinin zoru ile Uludağ Tıp’a gitmiş. Birinci dönem dersleri de gayet iyi olmasına rağmen sürekli ‘bu bölümü sevmiyorum bırakacağım’ diyordu. İkinci dönem üniversiteyi bıraktı tekrardan üniversite sınavına hazırlanmaya başladı. Bu şekilde iki yılı boşa gitmiş oldu ve çektiği o kadar sıkıntıda yanına kar kaldı. Demek istediğim gözde bir bölüm olan Tıp bile getirisi yüksek olmasına rağmen istemeyince sevmeyince olmuyor. Bir yıl çalışıp istediğiniz bölüme gitmek varken çevrenizdeki insanların eleştirisinden kurtulmak için istemediğiniz bir bölüme bir üniversiteye gidilmez okunmaz.
Üniversiteye girerken bunları da düşünmenizde yarar var. İş olanakları nasıl, çalışma koşulları nasıl, rahat işe giriliyor mu? Üniversiteyi bitirdikten sonra bu sorunlarla karşı karşıya kalacaksınız.
Unutmayın üniversite ve bölüm seçiminiz hayatınızı bundan sonra nasıl yaşamak istediğinizi belirlemeniz demektir. Bundan dolayı doğru tercih yapmak çok önemlidir. Ona göre düşünerek ve isteyerek tercihlerinizi yapın. Umarım sizlere, vatanımıza ve milletimize hayırlı olur.
Serdal GÜR
Psikolojik Danışman
Turkpdr.com twitter.com/serdalgur facebook.com/serdal.gur
Tercih yapmadan önce şunu düşünmeniz gerekir. Bundan 10 yıl sonra hayatım nasıl olmasını istiyorum?
Nerede yaşamayı istiyorum? “Büyükşehir de mi, orta halli bir şehirde mi, yoksa kırsal bir yerde mi.”
Yaşam koşullarım olanaklarım nasıl olmasını istiyorum?
Nasıl bir gelire sahip olmak istiyorum?
Nasıl bir yerde çalışmak istiyorum? “Büro gibi bir yerde mi, yoksa açık arazide mi vb.” gibi soruları kendinize yöneltin ve bunlara nasıl cevap vermek istersiniz? Şu anda içinde bulunduğunuz koşullar ile vermek istediğiniz cevaplara ulaşa bilir misiniz?
Ayrıca seçtiğiniz bölümü severek okuyacak mısınız? Okulu bitirdiğiniz zaman severek çalışabilecek misiniz?
Tercihlerinizi yaparken tüm bu soruları cevaplarını düşünürseniz daha sağlıklı bir tercih yapabilirsiniz.
Sizi hedefinize götürebilecek bir puan almışsanız zaten sorun yok. Tercih yaparken Rehber öğretmene bile ihtiyacınız yok, çünkü gereken puanı almışsınız yapmanız gereken kodlamasını doğru yapmak. Psikolojik Danışman ve Rehber öğretmenden sadece üniversiteler hakkında burslar hakkında bilgi almak için başvurabilirsiniz. Üniversiteye girdiğim zamanı düşünüyorum da dershanede sınıf rehber öğretmenim kendi kafasına göre bir şeyler doldurdu sözde benim fikrimi alıyordu fakat kendi kafasında olanları yazıyordu, ben de onu kırmadım karşı çıkmadım eve gidip kendi istediğim yerleri ve bölümleri yazdım sonuç olarak ne oldu ilk tercihime yerleştim. Dershanedeki öğretmenime kalsaydı bu bölüme hayatta giremezdim.
Eğer umduğunuz puanı alamamışsanız istediğiniz bir bölüme giremiyorsanız üzülmek yerine nerde hata yaptığınızı düşünün.
Peki istemediğiniz bir bölüme girdiğiniz zaman hayatınızda büyük olasılıkla mutsuz bir hayat sizin olacak. İşe gitmek istemeyeceksiniz, gittiğiniz zaman isteksiz bir şekilde çalışacaksınız, potansiyel veriminizi işe veremeyeceksiniz…
Bizim kültürümüzde aile komşu kısaca çevre çok önemlidir. Söyledikleri etkilidir. Sevgili kardeşlerim hayat sizin hayatınız onu siz yaşayacaksınız çevrenizdeki insanlar yaşamayacaklar. Çevrenin eleştirilerinde yargılamalarında kurtulmak üniversiteye gireyim de ne olursa olsun. İstemediğiniz bir bölümü sırf çevrenizin sizi yargılamasından kurtulmak için yazarsanız hayatınızı mahvedersiniz. Üniversite birinci sınıftayken tıp fakültesini kazanmış bir Sivaslı arkadaşım vardı. İstediği puanı alamamış istediği bölüm ODTÜ İngilizce İşletme yada Fizik buraya girebilecek puanı alamayınca ailesinin zoru ile Uludağ Tıp’a gitmiş. Birinci dönem dersleri de gayet iyi olmasına rağmen sürekli ‘bu bölümü sevmiyorum bırakacağım’ diyordu. İkinci dönem üniversiteyi bıraktı tekrardan üniversite sınavına hazırlanmaya başladı. Bu şekilde iki yılı boşa gitmiş oldu ve çektiği o kadar sıkıntıda yanına kar kaldı. Demek istediğim gözde bir bölüm olan Tıp bile getirisi yüksek olmasına rağmen istemeyince sevmeyince olmuyor. Bir yıl çalışıp istediğiniz bölüme gitmek varken çevrenizdeki insanların eleştirisinden kurtulmak için istemediğiniz bir bölüme bir üniversiteye gidilmez okunmaz.
Üniversiteye girerken bunları da düşünmenizde yarar var. İş olanakları nasıl, çalışma koşulları nasıl, rahat işe giriliyor mu? Üniversiteyi bitirdikten sonra bu sorunlarla karşı karşıya kalacaksınız.
Unutmayın üniversite ve bölüm seçiminiz hayatınızı bundan sonra nasıl yaşamak istediğinizi belirlemeniz demektir. Bundan dolayı doğru tercih yapmak çok önemlidir. Ona göre düşünerek ve isteyerek tercihlerinizi yapın. Umarım sizlere, vatanımıza ve milletimize hayırlı olur.
Serdal GÜR
Psikolojik Danışman
Turkpdr.com twitter.com/serdalgur facebook.com/serdal.gur
Etiketler:
rehberlik. ygs-lys,
sınav motivasyon rehberlik,
tercih
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
